İnternetime Dokunma - Özgür Uçkan

Özgür Uçkan 2.0

Ali Riza Esin, 11 Temmuz 2015 — 1 dk.

İnsan ölümü kimseye yakıştıramıyor; hele kıymetlilerine hiç yakıştıramıyor, bu doğru.

Bazılarına ise kendiliğinden yakışmıyor ölüm… Hiç yakışmıyor.

Başkasıyla ilgisiz…

Bir diğer doğru ise her insanın bir diğerinden başka olması.

Ama başkalığıyla öne çıkan insanlar var hayatımızda…

Yok mu artık?

Sevebildiğin bir şey; —insan değil, başka bir şey—, bir bağ kurduğun, bir zaman kendinle özdeşleştirdiğin adeta, kendinden saydığın kimi zaman; bir ruh, bir koku, bir hava, bir yaşantı… bir algılayış,

kimi zaman bir kavrama biçimi,

yaşamı… ve getirdiklerini.

Aslında hiç yanında olmamış ve hiç de olmayacak bir “şeyin” varlığını hissetmek mütemadiyen, iptila, yani müptelalık, yani varlığın ya da yokluğun hep varmış gibiliğini duymak, duyumsamak

Bu bir yanılsama mıydı yoksa?.. Bilemedim şimdi.

Ve imdada koşar, Özgür Uçkan’dan buz gibi bir kitap önerisi:

Duyumsamanın Mantığı…

Aslında…

Yani…

olmayanın oluşunu, olmadan olmasını hissetmek; bilmek… Evet evet, bilmekliktir de bir biçimiyle ve galiba şöyle bir şeydir:

“The coffee that your empty coffee cup holds is non-existent coffee.”
— Jacob Emmerick

Havadan sudan bir metaforla…

ya da şöyle:

“It is not opium which makes me work but its absence, and in order for me to feel its absence it must from time to time be present.”
— Antonin Artaud

Tam olarak…

Sevdiğimiz herhangi biri öldüğünde ağzımızdan kendiliğinden dökülen iyi dilek sözcüklerini kendime saklıyorum Hocam. İyi biliyorum çünkü. Zatenlikle öylesindir.

Sormak istiyorum sadece.

Sen öldün mü hakikaten?

Kendisine eski bir karalamadan bahsettiğimde, gel birlikte yapalım diyen kutlu insan…

Tek başına yapabilecekken hep birlikte yapan…

öyle kolay kolay ölmez Hocam.

Ölebilemez, « pardon! »

Kategori: yazı