Özgür Uçkan’la bir Word dosyası üzerinden monologlar

Ali Riza Esin, 27 Eylül 2015 — 3 dk.

Temsili Resim

Bugün Pazar. Bir bayramın son günü. Arefe de denebilir… İş günleri arefesi.

Biraz önce bir şeye rastladım ve şaşkınlığa kapıldım bir anda. Sonrası arsız hüzün ve burnumdaki bir karıncalanma… İlk şaşkınlığımı atlattıktan hemen sonra yazmaya koyuldum. İlk şaşkınlık da ne demekse… Şaşkınlığın başı sonu yok bakınız.

Sene 2011… Bir ses kaydını deşifre etmişim… yazıya dökmüşüm.

Takıldığım kelimeler var metinde. Anlamayınca esgeçtiğim, bilemeyince not düştüğüm… Bu bir konuşma ve benim için rutin bir iş değil, ses kaydından deşifre. Daha önce de yaptım ama bana pek yaramamış olmalı ki bu defasında da yaparak öğreniyorum. Konuşma diliyle yazı dilini nerede bağdaştırmak nerede ayırmak gerekiyor, emin olamıyorum; özellikle işin çıktısı (kullanılacağı düzlem) çeliyor aklımı…

Düz metin haline getirmem lazım önce bir. Daha sonra her paragrafı ve bazı cümleleri ayrı birer konuşma balonuna girecek yazının. Bilemiyorum şimdiden. Bu bakımdan konuşma diliyle yazı dili arasında gidip geliyorum, kararlı bir düzene uymadan. Bitirdiğimde okuyup elden geçireceğim nasıl olsa… O zaman bakarım. Ya da ya da… Sahibine sorarım?

Bu düşüncelerle bitiriyorum nihayet ve yine de birkaç kez üstünden geçtikten sonra gönderiyorum. Konuşmanın, dolayısıyla yazının sahibi Özgür Uçkan.

Daha sonra SALT Beyoğlu konuşmasını başka bir formata dönüştürecek manyaksa benim. Akıllı işi değil çünkü.

“Yazı işleri” söz konusu olduğunda, Özgür Uçkan’dan gelecek bir iş için sabırsızlanmaya başlayacak kadar bile beklemeyeceğimi önceki tecrübelerimden biliyorum ve evet, tecrübelerim beni yanıltmıyor.

Düzeltmelerini bir Word dosyası formatında gönderiyor. Benimkini hiç bozmadan işaretlemiş tüm düzeltmelerini, değiştirme önerilerini… “‘Track changes’ yaptım” diyerek.

Dosyalarımı tasnif ederken rastladım işte o dosyaya bugün ve açtım yeniden. Sohbet ettik biraz daha, yaptığı düzeltmelerden bazılarına eklediği notlar üzerinden.

Ekran Resmi

Değişiklikler Track edildiğinde soruyor, “Kabul Et” mi “Reddet” mi diye… Ya da bana öyle geliyor. Reddetmek ne mümkün!

Mümkün her zaman.

Bütün “herşey”lerimi almış, “her şey” diye düzeltmiş Hoca. Oysa ben bazılarını bile isteye öyle yazıyorum. “Her şey” ve “herşey” birbirinden farklı ve durumuna göre ikisi de doğru. Her durumda ayırmak yanlış. Bu böyle. Her şeyi TDK’dan beklememek lazım.

Aynı şey, “bir şey” için de geçerli.

“Baya…” yazmışım bol bol. Bakınız bu yanlış. “Bayağı” şeklinde düzeltmiş.

Konuşmasında atladığı ya da yuttuğu bazı kelimeleri eklemiş metne. Bu da güzel. Ben cesaret edememiştim doğrusu, olduğu gibi vermek kaygısıyla.

Sağır duymaz uydurur saçmalıklarım ile bilmediğim bazı isimleri düzeltmiş. Bir “Maldoror Şarkıları” var misal… Sacco Vanzetti yazmışım — ki büyük salaklık! O araya “ve” eklemiş sakince. Birken iki olmuşlar.

Falan filan demelerini silmemiş. Bırakmış olduğu gibi. Ben de böylesini tercih etmiştim — eh, bu bir konuşma nihayetinde…

Ekran Resmi

“Bilmemne” yazmışım, “bilmem ne” diye düzeltmiş. Dünyanın sonu değil. Yazı onun yazısı. Başkasının metninde ya da başkasına yazdığım bir metinde ayırmam gerektiğini biliyorum ama ben bilmemne şeklinde yazmaya devam edeceğim sanırım.

Konuşmasında gayet samimi bir samimiyetle “Ve yine Hüseyin…” (Hüseyin Bahri Alptekin) demişliği olmuş bir; “Ve alıntı yine Hüseyin’den…” şeklinde değiştirmiş. Bunda, yani bu düzeltmesinde, maddi doğruluğundan başka bir anlam aradım bugün.

Buldum da galiba…

Ve bir şeyler, bir şeyler…

“Dolayısıyla sanatsız bir hayat tamamen hasta olduğunu fark etmediğin bir hastalık gibi.”

Ne ilgisi var dememek lazım.

Çok ilgisi var.

Eyvallah Hocam!

Kategori: yazı