Sakıncalı Piyade

Ali Riza Esin, 23 Ocak 2008 — 2 dk.

Sakıncalı Piyade

Daha askerdeyken kırılmıştı kalemi. Sonraki kış bolşevikliğe yol verecek te oydu zaten. Bir kış günü, Reno On İki’sinin altında bir tankı tahrip edecek güçte bomba patlatanlar tarafından infaz edildi. Görev sona ermişti.

O kış hiç gelmedi…

***

Fikir ayrılığı değil ortadan kaldırılmasına neden seçilmişlerin; o kişiler ki sembol haline geldikçe toplumda, birileri tarafından yok olmaları da farz sayılmakta; fikirleriyle temelde bu kalleş savaşa işaret edenler, ‘taraftarların’ ölüm listelerinde bir gün üzeri çizilecek basit birer satır haline indirgenmekteler.

Karşı fikri ‘ölümüne’ savundukları zannıyla fikri yaprak sarmasından ayıramayacak zihin kapasitesine sahip maşalar, ‘eh o halde günah bizden gider, katli vacip bu kişinin’ düsturuyla yola çıkıp, “En Kahraman Rıdvan” edasına çanak tutanların da gayret ve ittirmeleriyle sahne almaktalar.

Bir fikri “ölümüne savunmak” deyiminin gerçek anlamına karşın öldürmek fiilini icra edenlerin davranışı, “başın ağrıyorsa başını kes gitsin” metaforundan öte bir çözüm bilmemelerindendir ve beyin değil ama akıl yetmezliği kaynaklıdır.

Eylemlerin nedenini eylemlerde kullanılanlar öyle bilsin, aslında olan biten o fikri yok etmeye yönelik değildir. Hatta, bir satranç oyunundaki hamleler gibi bile algılanmamalıdır. Bu eylemlerin, iplerin ucunu tutanlar nezdinde ancak rakibine bakarken bir kaş çatış, bir dudak büküşten sayılması ve bu şekliyle ateşin altını odunla beslemeye yönelik rutinlerden sayılması gerekir. Evet, bu kadar basittir onlar için insan hayatı. Bir fiskeyle son verilebilir.

Fikir ve ideoloji kavgasıymış gibi görünen ancak aslında fikre karşı, karşı fikirle değil, kendi fikrinden olmayanları yok etme ön kabulüyle beslenen bir tezahürün parçalarıdır bunlar ve işlerine son verilmedikçe çalışmaya, çarklarını döndürmeye devam edeceklerdir.

Suç maşalarda değildir. Suç, bunların at oynatmasına müsait düzenin değişmesine engel olanlarda da değildir ki onlar bunu görev bilirler. Asıl suç, gözleri önünde cereyan eden tüm bu olan bitenleri seyredenlerindir. Bizimdir. Hepimizin…

Bundan dört gün önce katledilişinin birinci yılını doldurduğumuz Hırant Dink, her yıl olduğu gibi yarın yine aynı duygularla anacağımız Uğur Mumcu, yine bir Ocak ayında kaybettiğimiz Muammer Aksoy ve ne kadar üzücü ki hepsinin adını burada sayamadığım ülküsü ve ülkesi için şehit düşmüş tüm insanların anıları önünde saygıyla eğiliyor, insan hayatını hiçe sayan her türlü zulmü lanetliyorum.

O kış gelmez ama, yarın artık hergün…

Kategori: yazı