Sıcak kaçış

Ali Riza Esin, 9 Eylül 2011 — 1 dk.

Her gün yürüdüğüm kendi dar kaldırımı dar caddelerden birinde, önünden geçtiğim bir süpermarket var. Bu süpermarketin benim için en önemli özelliği, klimalarının sıcak havasını hemen kapı önüne püskürtüyor olması. Bunun haricinde küçüklüğümden beri bir tanışıklığım, bir muhabbetim de vardır markalarıyla ama gözlemlediğim başka olumsuzlukları nedeniyle de erimeye devam eden bir muhabbettir bu.

Cadde boyunca, aralarında başka süpermarketler de bulunan onlarca mağazanın, dükkanın önünden geçerim, —başka caddelerden de— bir tek bu yerin önünden geçerken maruz kalırım, o sıcak ve boğucu hava üfürmesine.

Boş bulunmadığım zamanlarda karşı kaldırımdan yürüyor oluyorum elbette ama her zaman değil ve aynı şeyi her yaşadığımda, bu durumun farkında olmadıklarını zannettiğim halde, doğal olarak göz yummuş saydığım sahiplerine açıyorum ağzımı, yumuyorum sözümü —tıpkı anneannemin Küçüklanga’daki bir yatırın önünden her geçişinde, “yatır hazretlerinin” ahir dünyasına rahmet okuyup teklifsiz-taahhütsüz göndermesi gibi, fani dünyamızdan.

Sen zaten içeride olan müşterilerini gözet ve serinlet, içeriden aldığın kirli havayı kapıdan geçenlerin yüzüne üflet.

Hayır, —mesela— ben almayayım. Kapının önünde maruz kaldığım sıcak karşılamadan(!) sonra, içerideki serinliğe karışmak bana göre değil, mesela.

Ve dahi biliyorum ki, genellikle kimseye göre değil; perakendecilerin ambiyansı vitrininden, hemen kapı önlerinden başlar ve yoldan çevirip içeri alamadığınız markanızdan habersiz müşterilerdir (walking customer) asıl, sizin satış rakamlarınızı güzelleştiren, başarınızın devamını ve kalıcılığınızı sağlayan.

Para bok olanlar için büyük marka olmak işten değil. Ama öyle kalmak birazcık bile olsa akıl istiyor.

Biraz da zaman…

Kategori: yazı