Spinoza bu deyil!

Ali Riza Esin, 29 Haziran 2010 — 5 dk.

Bazı durumlarda çoğu insan gibi bana da ters biri olduğumu söyleyenler olmuştur. Kime göre ters, neye göre ters, bunu bilmezden gelmeyi tercih ederim çoğunlukla, ama buna kendi kendime şahit olduğum durumlar da yok değil. Buna bir örnektir; ben Spinoza’nın Ethica (Törebilim) kitabını okumaya 2007 yılında kaybettiğimiz Ulus Baker’in yazılarını okumaya başladıktan sonra başlamıştım, –hem de daha zor bir yoldan, İngilizce çevirilerinden başlayarak. Ulus Baker’in “Ethica Okumaları” başlıklı yazılarıyla ilk karşılaştığımda. Yani bir kitabı kendince çözümleyen birisinin yazılarını çözümleyebilmek için kitabın aslına başvurmak gibi hakikaten ters ve abuk bir durum yaşadığımı yazıyorum. Bunu haklı çıkaracak bir neden öne sürecek değilim, öyle oldu sadece –kimseye tavsiye etmiyorum.

Bahsettiğim Ulus Baker yazılarından bazılarını tavsiye edebilirim ama kolaylıkla. Göreceli olarak kısa, bir dizi yazıdır bu, ‘online’ okuyabilmeniz mümkün: Ethica Okumaları I, “Ethica Okumaları II”, “Ethica Okumaları III”, “Ethica Okumaları IV”. Ulus Baker’in bir de “Spinoza Kitabı: Ethica’nın Sırrı” başlıklı yazısı vardır Körotonomedya sitesinde ve daha başka yazıları…

Şöyle bir yazısı daha var hatta: “Spinoza’nın Etika’sının Sunuluşu…”

Spinoza kimdir, nedir bilmiyorsanız bu yazıdan ziyade, şu yazıya yönlenmeniz daha faydalı olabilir veya an itibarıyla o yazının bulunduğu sayfanın sonuna tekabül eden yerdeki yoruma.

Şu kelime ve kavramların anlamlarını bilmiyorsanız, benim bulabildiğim güncel tek baskı olan İdea Yayınevi, Aziz Yardımlı çevirisini okumaya yeltenmeyin bile.

“Anlık”, “Aşkınsal”, “Ayıklık”, “Bağlaşım”, “Belit”, “Bengilik”, “Beti”, “Devim”, “Dirimli”, “Duyunç”, “Edimsellik”, “Erinç”, “Etker”, “İçkin”, “İmlem”, “İtki”, “Kip”, “Kösnü”, “Kutluluk”, “Pekinlik”, “Saltık”, “Sonurgu”, “Tanıt”, “Tecim”, “Tersinme”, “Tikel”, “Töz”, “Türe”, “Tüze”, “Uslamlama”, “Ussal”, “Vargılamak”, “Yüklem”…

Ya ne yapın?.. Önce öğrenin. Bildiklerinizi sandıklarınızın bile üstünden geçin. Bazı kitapların okunması biraz zahmet gerektirebiliyor ve ben de bir insanın bazı şeyleri daha iyi anlayabilmesi, en azından anladıklarını doğrulayabilmesi için o zahmetlere katlanması gereklidir diye düşünenlerdenim, –bir çeşit “çilecilik” değil bu, “kendi kendine deneyimlemeyi” önemsemek diyelim. Evet, pek kolay ve pek iç açıcı bir durum değil hakikaten ama buna değeceğini söylüyorum.

Bu yazıya katkı olsun diye Ulus Baker’den bir, Spinoza’nın Ethica’sından bir başka alıntı yaparak çekileceğim huzurlarınızdan, başkaca bir huzursuzluğa neden olmayacağımı umarak.

“Spinoza’nın terminolojisi ilk bakışta size dehşet verici gelebilir. Ancak politik ve etik uzantılarını tahlil ettiğinizde her şey bambaşka bir havada görünecektir. Mesela Cömertlik Ruh Cömertliğinin parçası olabildiği gibi pekala bir budalalığın, ikiyüzlülüğün vesaire dışavurumu da olabilirdi. Spinoza açısından kesin olan şey, bu tür ikiyüzlülüklerin ve budalalıkların ötesinde, kendi varlığımızı sürdürme çabamızın (conatus) bir eseri olan bir cömertliğin mümkün olduğudur. Kendinden vazgeçmeden başkasıyla varolma. Oysa Spinozist tarzda yaşamayan bizler ya başkasıyla varolurken kendimizden vazgeçeriz, ya da birlikte varolacağımız başkasının kendinden vazgeçmesini talep ederiz. Bu da mutlak bir mutsuzluk ve pasifliktir. Böylece sevgi gibi sevinçli bir duygu bile bir şantaja dönüşür.

Aşk için gösterilen şiddet hemen dikkatimizi çekiyor: Gazeteler epeyce yazar bunları. Ancak aşk uğruna kaybedilen sevgi miktarı insan aptallığının (Spinoza buna Ruh Köleliği diyordu) şahikasını oluşturuyor. Aşka yapılan en büyük hakaret karşıdakini belli şartlar dahilinde sevmektir –yani aşka koşullar dayatmak. Düşmanlığa (savaş, dava vesaire) kurallar dayatmak gerekir, çünkü o Kederli bir haldir ve ona dayatılacak her kural meselenin çözümüne yardımcı olur; oysa aşka kurallar dayatmak insan budalalığının ta kendisidir ki buna aslında hayvanlar bile düşmez.

‘Tutku olan sevinç ve arzu’ bizim normal halimizdir: onlarla geneleve gideriz, porno seyrederiz ve aslında aşık filan olmayız hiçbirinde. Çoğu zaman sevgililerimizle bile ilişkimiz bu düzeyde kalıyordur. Bu hallerde sevgi sanki birilerine bahşettiğimiz bir yücegönüllülük gibi görünür. Bu yüzden karşılığını bekleriz… Ya da, daha kötüsü, bir anda sevmişizdir işte –karşıdaki bu yüzden borçludur hemen… İşte o korkunç Ödipal durum: çocuk doğuyor, babasını öldürmeye aday, o halde Babanın Kanunu hemen dayatılmalı. İnsanın soracağı geliyor: acaba cinsellik duyguların bedensel bir manzumesi mi, yoksa onların köreltilmesi olarak mı işliyor?

Aktif arzular ise nasıl işler? Onların da sevinci amaçladığı açık: ama hangi sevinçler? Herhalde Spinoza’nın tanımladığı kadarıyla “aktif sevinçler”, yani nedeninin biz olduğumuz sevinçler. Psikanaliz çok uğraştı, yakınlara rastgeldi ama bunları asla tanımadı. Anlayabiliyoruz ki aşk cevap vermektir, sevmek değil. Sevmeyi içerir ama esas mesele o değildir. Sevgi genel bir duygudur çünkü –karşılığında beni sevemeyeceğini bilsem de zeytinyağlı dolmayı severim. Günbatımını severim, yağmurlu havada ıslanmayı severim vesaire… Ama bu sevgiler bile çoğu zaman ‘kültürel’ olarak dolayımlanmıştır: zeytinyağlı dolmayı seviyorum ama aslında bilmeden sevdiğim o zeytinyağlı dolmayı yapan ‘usta’ değil midir? Ya da o güzelim günbatımının resmedildiğini hiç mi görmedim? Turner ‘manzaraları’ hayalimde yoksa hiçbir şekilde günbatımından ‘aktif’ bir sevinç almam (bu sevinç bir ‘hüzün’ bile olsa). Olsa olsa günbatımının bendeki etkilerini pasif olarak yaşarım. Oysa bir Turner tablosunda günbatımını ‘yeniden kurmak’ zorundayım. ‘Bir ana evet diyebilmek’ Goethe’nin eseridir, olağan gündelik hayatın değil.”

Evet, böyle yazmış Baker… Ulus Baker okumak kolay demedim!

“(…) Oysa Spinoza diyor ki, “kısmi” acılar da var ve bunlar bizi uyarabiliyorlar: hüzünden keyif almamız, üzüntülü bir müziği dinleyebilmemiz işte bu durumdan ibaret… Bir yerden kaybettiğimizi başka bir yerden fazlasıyla alıyoruz… Aktif bir hüzün, keder veya kırgınlık. Acılardan öğrendiğimiz oluyor pekala ve bu olmadan çoğu zaman hiçbir şey öğrenemiyoruz.” –Ulus Baker, Ethica Okumaları II

Ethica’da Spinoza’nın şöyle dediğini çözümlemiş Aziz Yardımlı, yukarıda künyesini verdiğim baskının çevirmeni,

“İnsanlık sorunlarına ilgisiz kalan birinin insan ile hiçbir benzerliği yoktur.” –Spinoza

Şimdi söyleyin bakalım, “Ayıklık” ne demek?

Hayır, o değil.

Kategori: yazı

Bir yorum yaz