Taraf Olmak, Taraftar Olmak

Ali Riza Esin, 1 Ekim 2007 — 6 dk.

Farketsek te farketmesek te, hepimiz birşeylerden yanayız, tarafız. Hayatının şu veya bu döneminde birşeylere taraf olmamış, olmayan kimse yoktur. Yanlış anlaşılmasın, ki bu yazı zaten böyle bir ahkâm kesecek, -taraf olmakla- taraftar olmak kastedilmemekte. Taraftarlıktan da takım tutmayı kastetmek istemiyoruz. Hoş, öyle okunmasının da bir mahsuru yok anlam açısından.

Özgürlükten yanayız, demokrasiden yanayız, laiklikten yanayız, cumhuriyetten yanayız, ikinci cumhuriyetten yanayız, üçüncü cumhuriyetin hazırlıklarına şimdiden başlamak gerektiğinden yanayız, islamdan yanayız, ılımlı islamdan yanayız, dinden yanayız, imandan yanayız, başka dinden yanayız, dinsizlikten yanayız, ordudan yanayız, yine ordudan yanayız, sevgiden yanayız, ışıktan yanayız, ırkçılıktan yanayız, insanlıktan yanayız, vatanseverlikten yanayız, vatansızlıktan yanayız, globalleşmeden yanayız, globalizmden yanayız, dünyadan yanayız, öbür dünyadan yanayız, evrenden yanayız, devrimcilikten yanayız, statükodan yanayız, sosyalleşmekten yanayız, yalnızlıktan yanayız, iyilikten yanayız, kötülükten yanayız, yeşilden yanayız, beyazdan yanayız, tüm renklerden yanayız, hiçbirşeyden yana olmamaktan yanayız, yanayız da yanayız.

Ama herşeyden önce kendimizden yanayız. Kendimizden tarafız.

Bilinçli olarak iyi veya kötü olmak ta, aslında iyi veya kötü olmayıp iyi veya kötüden yana olmak ta taraf olmaktır. Ama bilinen o ki, toplumda bir yer sahibi olmak, benimsenmek, taraftar edinmek isteyenler, kötüden yana olmak istemezler. Kendi tarafları ya iyidir ya da kendilerince iyi bildikleridir. Toplumla işi olmayanlar için iyi-kötü ayırımı dert değildir zaten.

Yana olunan şeyler insanların kafalarında hep olumlu resim çizen şeylerdir. Öyle olunabilir ama aymazlıktan yana olunmaz. Öyle olunabilir ama şarlatanlıktan yana olunmaz. Kafasında James Dean resmi belirecek yaşta olmayanlar veya bugün için benzer bir figürü rol modeli seçmemiş olanlar, serserilikten yana olmak istemez. Bizim ‘Şarlo’ diye bildiğimiz Charlie Chaplin’in ABD’deki lâkabı “Tramp – Aylak, Serseri”dir.

Bıyıklılar için söylüyorum; sağından ve solundan kestiği bıyığını burun altı gölgesi olarak bırakıp kendi kendine gülen er kişinin aynadaki yansımayı beğenip beğenmemesi ile mi ilgilidir, yoksa kafasındaki Hitler resminin dehşeti midir; bir hamleyle son verilmesi kısa ömürlü badem bıyık iktidarına?

Peki insan neden kendini Şarlo figürüne teslim etmez de Hitler nefretine yenilir? Çünkü kötü baskındır. İyi, iyiliğinden mustarip, gözardı edilebilir. İyinin bir zulmü yoktur ki davranışlarımızın sonuçlarını cezalandırmaya kalkışsın. O hikmet, bir tek Tanrı’ya mahsustur. Kötü, beyinleri de fethetmiştir. Bu da kötü olmaktan yana olanlarla gerçekten kötü olanların ayırdına varmamızı güçleştirir.

Zıt tarafı kendi tarafından daha az, eksik, yanlış görmediğiniz sürece, taraf olmanın, eğer doğru tarafta değilseniz -ki, sadece iki (rakamla ‘2’) uçlu bir göreceliktir- kendiniz dışında kimseye zararı yoktur. Taraf olmak yanlış değildir. Ama kolay da değildir.

Birşeye taraf olmak için insanın o şeyi benimsemiş olması gerekir. Benimsemek için düşünmek gerekir. Düşünmek için tefekkür eden, her türlü önyargıdan uzak, güdülenmelerden arınmış, başkası olmayan, etraflı düşünebilmek için donanımlı ve idmanlı, dış bilgiye -etkilere- açık ama akıl süzgecinden geçiren, o bilgileri tahlil edebilen ve doğru veya eğri bir sonuca varan, kısacası “taraftar” olmayan “özgür” bir beyin gerekir.

Bu anlamıyla taraf olmak için düşünmeyi istemek yeterlidir. İstemek, insanın beyninde en kolay varabileceği sonuçlardan biridir. İstememek daha zordur, çünkü vazgeçmeyi gerektirir. Çünkü istememek için isteyip istemediğinizi düşünmek sürecinde, -aksi yetki ve yeteneğiniz dışında olmadığı sürece- sahiplenme isteğinizi yenmeniz, istemeyi bir şekilde seçenek dışında saymış olmanızı gerektirir. İstemek ise daha kendiliğinden gerçekleşir.

Bu noktada istemekle arzu etmenin farkını ortaya koyalım ki, kavramlar yerli yerine otursun, demek istediğimizi diyebilelim.

Arzu etmek, istemekten çok daha kolaydır. Yeter ki, istediğimiz şey bizi cezbetsin. Üstelik başka organlarımızdan beyne giden salgılar, cazibe karşısındaki direncimizi sınayabilir ki nefsini terbiye edememiş az kıvrımlı beyinlerin buna karşı durma kaygısı da yoktur. Orhan Veli şiirindeki gibi, yeter ki böceklerden farkımız olduğu idrakine sahip olmaya görelim.

Yana olduğumuz şeylere varmak adına beynimizi değil de beynimizin derinliklerinden, genlerimizden veya bilmem neremizden gelen güdülenmelerimizi veya başkalarının beyninden çıkıp ta kendi beynimizin ilgili noktasını dağlamasına müsaade ettiğimiz bilgi kıvılcımlarını kullanmışsak, arzularımıza, mantık süzgecinden geçirmediğimiz isteklerimize boyun eğmişsek; işte ona taraf olmak değil, taraftar olmak denir.

Taraftarlık taraf olmaktan daha zordur. Azim gerektirir, çaba gerektirir ama bu azim ve çaba, insan vücudunun daha kendiliğinden çalışan organlarının lütfundan faydalanır. Taraftarlığı uğrunda çaba gösterebilecek güce veya tavra sahip olamayanların ise zaten taraftarlıktan faydalanma arzusudur ki, diğer taraftarlara bu azim ve çabayı göstermek değil de gösterir gibi yapmanın bile yeteceğini bilecek kıvrım sayısına doğuştan sahiptir beyinleri.

Taraftarlık organize olmayı gerektirir. Bir lider etrafında birleşmeyi gerektirir. Ama gel gör ki, kendi evreninde herkes liderdir. Herkesin hayattan beklentileri vardır ve sırtı pek olmasa da karnı tok olan herkes dünyaya gelmesinin insanlığa sunulmuş bir lütuf olduğu ve dünyanın kendi etrafında döndüğü sanrısını taşır.

Su altındaki bu kadar lideri bir araya getirebilmek için daha lider olmak gerekir. Daha lider olmanın en önemli şartı ise liderlik vasfını ona buna toslayarak ortaya koymaktır. Ona buna toslayabilecek cesamet veya cesareti olmayan lider adayları ise ya koltuk altlarında karpuz taşır gibi yürümelidir ya da diğer liderlerin iki çekerlerine dört çarpı dört eşittir onaltı mertebesinden bakar gibi yapmalıdır. Kimseye bulaşmadan lider olunmaz. Hükmünüz cürmünüz kadardır.

Taraftar olanlar, karşılarında başka taraftarlar bulurlar. Böylece bir çatışma döngüsüdür sürer, gider. Kimi galip sayar o yolda mağlûp olanları, kimi yıkılmaz ayakta kalır, ama aslolan sidik yarıştırmak gibi görünürken aslında diğerinin üzerine işemektir, yok edemediğince yok saymaktır.

Taraf olanlar da seyreder onları. Ya taraftar olurlar ve hem oyundan zevk almaya hem de kendilerine pay çıkarmaya çalışırlar ya da kendilerinden yana olanlardan habersiz yaşayıp giderler, var olduğundan taraflarsa öbür tarafa; taraf değillerse dönüverirler onuru kendisinden menkul, taraftarlar var olduğu sürece ne ota ne boka hükmü yetebilen hayatlarının en başına…

Kategori: yazı