Taş başı taşlıkta bulur

Ali Riza Esin, 21 Ocak 2014 — 1 dk.

Sen tam altındayken kafana düşmeye karar vermiş bir taşın zamanlamasını anlamlı bulamazsın. Buna zamanın yoktur. Zaman aleyhine işlemektedir ya da taşın lehinedir her zaman.

Tepene doğru düşmekte olan bir taşın ana fikri yerinden ne zaman koptuğu olmasa gerektir, başından geçene kadar. Ama söz konusu taş başına geçmişse, biz buna dikkate alınmayan taş deriz; dikkate almayan baş demeyiz. Diyemeyiz.

Ona bakarsan, —yeterince uzun bakarsan— bir taşın özellikle senin kafayı anlamlı bulmuş olabileceğini düşünmen de pekâlâ mümkün, aynı esnada. Keza, bir taşın aslında taş olmayıp zaman ayarlı bir felaket olabileceğini düşünmek ne kadar mümkünse, o zaman gelinceye kadar senin felakete müstehak bir bünye beslemiş olabileceğini, bir taşın seni eliyle koymuş gibi tam yerinde, tam da o zamanda bulmuş olabileceğini düşünmek de bir o kadar mümkün.

Neden sen…

Tesadüfler aslında ne kadar tesadüftü, bir hatırlayalım. Hiçbir tesadüf sadece sana ayarlı bir tesadüf olamazdı ya hani, bunu diyorum. Her tesadüfün kesişim noktasında en az iki taraf yok mu? Böyle bir taşın hayattaki tek şanssızlığı senin kafayı anlamlı bulmuş olması olamaz mı? Şansı, ya da…

Bir taşın hayattaki en önemli gayesi nihayetinde senin başına düşmekse, buna bilenmişse, sen altında durmaya devam ettikçe yapabileceğin pek bir şey yoktur, kaçmaktan başka. Havaya ters ters bakıp “zamanlama” filan demek… Havaya doğru üflemek… Ne bileyim…

Tehlike altındayken panikleyip saçmalamak tabii ki bir insanlık hali. İhtimallerden biri de kafasını taşa doğru hizalaması insanın, taştan kaçmaya veya savuşturmaya ayıracak vakti kalmamışsa.

Bir taşın taşlığına bakmadan sadece zamanlamasını anlamlı bulan bir baş sana ait değildir; taşa aittir.

Yer çekimi her yerden çekerken…

Zaman boşluğa emanet.

Kategori: yazı