“Tepkili Modernler”…

Ali Riza Esin, 25 Mayıs 2012 — 2 dk.

Lütfen biraz sakin olun.

Ya da…

Kalkın hadi gidiyoruz!..

Hı?..

Nasıl böyle sakin olabiliyorsunuz?..

Ne?.. Kim?..

Geçtiğimiz günlerde “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu” isimli bir araştırma yayımlandı. Ipsos KMG’nin.

Değerli bir eser. Şaka değil, gerçek…

Ama buraya alıntılamam zor. O sorumluluğu üstlenemem.

Araştırmada yer verilen yorumlar, rakamlar bir yana, özellikle takıldığım bir durum oldu. Takılmayın denilen bir yerdi bu zira. Yuttum zokayı.

Daha önceki raporlarını okumadım ve bu yönü, hemen başındaki metodoloji bölümünde her defasında değinilen bir şey midir, bilmiyorum bu yüzden. Ama “Subjektiftir, hoşunuza gitmezse boşveriniz, siz sonuçlara bakın asıl…” yollu telkinlere bakılırsa, bazı “sınıflandırma”lara konulan isimleri, —ancak sınıflandırmaların tamamı birarada okununca farkedilebileceği gibi— bunlardan özellikle birini-ikisini, kabullenmemiz bekleniyor gibi geldi. Olurdu tabii. Neleri kabullenmiyoruz ki…

“Tepkili Modernler”…

Böyle bir başlık var “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu”nda, anlayacağınız… Başlık, başlığın işaret ettiği alt başlıklar daha doğrusu, ilginç… Ne demek istemiş olabilirlerdi acaba?..

Bu başlıkta sınıflandırılan insanlar, nüfusun %13,5’unu oluşturuyorlar(mış). Gruba dahil edilebilecek davranışlara/görüşlere sahip olan kişilerin popülasyonu 2009 Aralık’ından 2011 Aralık’ına kadar yarım puanlık bir artış göstermiş. Bu zaman zarfında Türkiye’de olan biten şeyler şöyle bir gözden geçirilirse, çok önemli bir artış sayılır mı bu —ve o cenahtaki herkes “yerli yerinde duruyor” demek yanlış olur mu bilmiyorum. Olabilir tabii. Olmayabilir de… Eğer %10’luk değişimleri, mutat dalgalanmaları sonuca etki edecek denli önemsemeyen bir pozisyondan bakıyorsanız hadiselere…

Bu “Tepkili Modernler” denilen kesime daha önce (önceki raporda) “Endişeli Modern” deniyormuş. Demek ki bir endişe eşiği varmış ve bu aşılmış. Ben bundan bunu anladım. Belki endişe etmekten bıkıp, tepki göstermeye başlamış bu “Marka sadakatleri yüksek ve belirgin bir şekilde büyük market alışverişçisiler”… “Oy tercihleri en keskin kesim”…

Küp ve sirke metaforu da ilginç bir metaforumuzdur tabii. Ama raporda metafor falan yok. İma edilen, kastedilen birşeyler filan… Oldukça keskin bir rapor.

Net.

Bu rapor, böylesi raporlar, şöyle de önemli:

Bunlar pahalı ve emek/zaman isteyen çalışmalar ve bu yüzden ucuz ve çalakalem/hedefe kilitli daha küçük raporlara kaynaklık edebiliyorlar. Planlara, programlara, yol haritalarına…

Ve ben bu raporda en çok (—hayır, söze “Kadın olmak zor.” cümlesiyle başlayan Ayşe Arman’ı değil) sözünün bir yerinde,

“(Halkımız) kolay tüketilen, yorucu olmayan, hakkında konuşarak vakit geçirebileceği ‘bilgiyi’ almayı ve bunu paylaşmayı tercih ediyor.”

cümlesini kuran Fatoş Karahasan’ın durumu ifade ediş biçimini beğendim. “İnternet’i hangi amaçla kullanıyorsunuz?” sorusuna verilen değerli yanıtlar üzerine yazmış bunu.

İlginç olan, —daha doğrusu bana ilginç gelen— başka bir husus ise, terminolojileri bu değil ama, “ana akım medya”nın düdüğü ötüyor Türkiye’de halen ve başka türlü olduğuna dair tüm söylemler, ülkenin %25’ine (tam rakam bu değil) sıkışıp kalmış durumda. Öyle mi gerçekten?..

Yoksa?..

Neyse…

“Seyredelim, güzelleşelim…”

Böyle bu oyun.

Kategori: yazı