Cadılık Zor Zanaat

Eloğlu, köyün cadısı der. Bizde “köyün delisi” diye geçer. Zordur köyün delisi olmak. Kimse olmak istemez ama o kimse değildir zaten. Başkadır, başkasıdır.

Başkalaşmak, başkalarından başka biri olmak anlamında zordur; başkalarına benzemek, bebeklikteki reflekslerle beslenmiş bir kolaylığa —ki biz buna “taklit etmek” deriz— sahiptir ve en akıllılar, bebek benliğinin keşif gereksinimi hariç diğer özelliklerini hayatları boyunca sürdürebilenlerden çıkar. Keşif gereksinimi ise, ebeveynler ve temasa maruz kalınan diğerlerinden hazır gelen yargılar sayesinde gereksinim olmaktan çıkar, hayat boyunca verilen kararlara, “keşif hükmünde önyargılar” yön verir.

Kendi olamayan, başkalarını taklit eder. Herkesin birbirini taklit ettiği bir köydeki genel geçer rolleri iyi benimsemiş kişiler, büründükleri kişiliği kendileri zannedecek kadar ileri gitmişlerdir ki, o köyün en akıllıları onlardır. Daha az akılla mütecehhiz olanlar ise gerektiği anda değiştirebilecekleri maskeler takarlar. Maskelilerin yabancılığında yaşanan yabanlığı, delilik tatlarından nasiplenmemiş yavanlıkla ama yamanlık farzıyla sürdürürler.

Akıl, bulaşıcıdır; delilik değildir. Akıl, akıllıların hafızasından beslenir; delilerin hafızası vardır ama deliliğin hafızası yoktur.

Eloğlu, köyün cadısı der. Zor zanaattır.


Bu yazı daha önce Exlibrary’de yayımlanmıştır.